‘Enerji kritik’te; odağımız önce toplum… Kartepe’nin karlı dorukları karardı! Ya Geleceğimiz?

Düzenle

Toplumsal olarak yeni bir acılı sürecin daha pençesindeyiz… Evet, toplumsal olarak acılıyız, yastayız ama şu da bir gerçek ki öğrenemiyor ve hızlıca unutuveriyoruz. Oysa toplum da bir organizma ve biz bireyler toplumsal konulara ileri yapısal çözümler geliştirebiliriz. Her birey bir ‘yapı taşı‘; önce o her bir bireyin gücünü idrak etmeli, toplumca ona hak ettiği değer, fırsat ve özgürlüğü vermeliyiz.

Neslihan Gökdemir Ağar, nga@epida.org

Yaptıklarının arkasında samimiyetle duran bireylere  ihtiyaç var!  Her şeyi anında kavrıyor ama hiç bir şey yapamıyoruz… Oysa değişimden dönüşümden, aklın eleştirisinden korkmamalıyız. Çağdaş Türk insanını dinlemeli; beklentilerimizde, gelecek tahayyülümüzde onu odağa taşımalı, gerçeklerden kopmamalıyız. Toplumsal gelişim için teknoloji ve pozitif bilimleri -rasyonelite ve vicdanla- hepbirlikte optimize etmeliyiz.

Bizler; bunca deneyim ve bilgiyle yaşlanıyor ve yoruluyoruz. Sade ve sessiz bir hayatı seçemeyecek kadar çok toplumsal sorunumuz var… Tüm sosyal sorunlar her birimizin hayatında büyük baskılar oluşturuyor. Bütün bu hataları, özensizlikleri, kurnazlıkları, gizli tehdit ve entrikaları, göz boyama ve tembellikleri fark etmiyor muyuz?

Hiç kimse başarısızlık riski ile yüzleşmeyi istemiyor? Peki, ya canından olanlar?.. Japon toplumunu incelemenizi tavsiye ediyorum. Japonlar, büyük toplumsal yenilgiler karşısında duyarsızlığı utanç ve onursuzluk sayıyorlar…

Unutmayalım ki, hepimiz ortak bir bilinçte yaşıyoruz… İyi niyet eksikliği çoğu zaman suçla eşdeğer. Yapman gerekirdi ama yapmadın; suç ‘evet’ pasif ama yine de suç…

Bu travmatik olaylar,  uykuda feci bir depremle ya da madende çalışan bir işçinin feryadında, hatta bir fabrikada, tabii çeşitli ekonomik ve sosyal olaylarda tezahür edebilir… Bu kez de Kartepe’nin karlı doruklarını kararttı… Onlarca canı kopardı yaşamlarımızdan… Hem de ne büyük bir acıyla…

Peki, biz toplumca feci depremlerde onbinleri kaybetmemiş miydik? Hadi, hatırlayalım… Felaketleri çabuk unutuyoruz… En son 2023‘de, ne büyük bir deprem felaketiydi yaşanan… Depremler sonucunda,  Türkiye’de resmî rakamlara göre, en az 53 bin 537 canımızı yitirmemiş miydik? Merkez üsleri sırasıyla Kahramanmaraş‘ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri olan, 7,8 Mw  ve 7,5 Mw  büyüklüklerinde iki deprem gerçekleşmemiş miydi?

Bir de dünyadaki depremlere bakalım, can kayıplarına ve şiddetlerine: https://tr.wikipedia.org/wiki/21._y%C3%BCzy%C4%B1l_depremlerinin_listeleri

Bunların içinde Tayvan dikkatimi çekti. 2024 Hualien depremi. Hualien şehrinin güney-güneybatısında Mw 7,4 büyüklüğünde meydana gelmiş: https://tr.wikipedia.org/wiki/2024_Hualien_depremi Depremde resmi kayıtlara göre, 10 kişi ölürken, 1000’den fazla kişi de yaralanmış… Acaba neydi bu aramızdaki fark? Karşılaştırmalı bir TEZ yazılmalı bence…

Bir kez daha gördük ki, toplumsal duyar-sız-lılık ve bilinç eksikliği ne büyük felaketlere yol açabiliyor…  Sorumlu bireyler üretmeli toplum, sorunlu değil… Bilim adamından, gazetecisine; işadamından yargı mesubuna; politikacısından bürokratına, iktidarına ve tabii muhalefetine… Bu kederli ve kaygılı ortamda, sorumluluk içinde bir çözüm yolu aranmalı ve bulunmalı!

Bakın; teknoloji nelere kâdir… İnsan isterse, neler başarabiliyor? Biz neler yapabiliriz? Serin kanlılık ve objektif bir bakışla düşünelim… İnsanlığın ortak gelişimi ve güzel ülkemiz için sadece teknoloji ve pozitif bilimlerin yeterli olamayacağının da farkında olalım… Uzlaşı ve güç birliği de gerek…

Medyaya büyük görevler düşüyor. Gerçek çarpıtılmamalı toplum önüne getirilirken… Bütün bunların bedeli canla ödeniyor. Çarpıtılmış çok fazla bilgi dinlersek artık gerçekleri de anlayamaz hale geliriz. O zaman ne yaparız? Kendimizi hikayelerle kandırmaya başlarız… Herkes bulunduğu konumda; meslekte önce elinden gelenin en iyisini en sorumlusunu yapmak zorundadır… İtfaiyecisinden, politikacısına; mühendisinden bilim insanına, yargı mensubuna; bütün bu kesimlerden tüm bu verileri toplayıp toplumun önüne getiren medyaya… Unutmayalım, söylenilen her yalanla gerçeğe borçlanırız. Borç ise er ya da geç ödenir. Peki ya yananlar?..

Hepimiz sorumluyuz. Bize gerçekler lazım! İstesek de istemesek de gerçekler hep ortadadır. Gerçek hep pusuda bekler… Ve gerçek hep bedel ödetir…

Çocuklarımız için aydınĺık, umut dolu ve güvenli yarınlar inşa edebilmek dileğiyle,


Enerji Piyasası İzleme ve Derecelendirme Ajansı (EPİDA) sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.