Yeni kritik mineral denklemi ve süper güçlerin yarışı! 

Evet; kritik mineraller, 21. yüzyılın hayati önem taşıyan emtiaları olduklarını dünyaya ispatladılar. Ekonomik ve stratejik açıdan önemliler; tüketici elektroniğinden, uzay, yapay zekâ, nükleer, savunma ve biyoteknoloji endüstrilerine kadar her şeyin temel bileşenlerinde yer alıyorlar. Tabii bir de karbon emisyonlarının azaltılmasında kilit role sahipler ve temiz enerji teknolojilerinin de omurgasını oluşturuyorlar.

Ancak hemen belirtelim; nikel gibi metallerle neodimyum gibi niş nadir toprak elementlerinin içinde olduğu kritik mineraller, büyük ölçüde Çinli firmalar tarafından rafine ediliyor. 30 yıldır bu ekosistemin önemini kavramış bir ülke olan Çin, bunu hem ‘kuşak yol’ projeleri hem de yeni enerji endüstrilerindeki dominasyonuyla açıkça vurguluyor.

Hâl böyle olunca Brüksel, Washington ve dünyanın diğer başkentlerindeki politika yapıcılar, çözülmesi zor kritik denklemlerle baş başa kalıyor. ABD-Ukrayna arasındaki mineral anlaşmasının süregiden epik seyrine baktığımızda, bu minerallerin ulusal güvenlik perspektifinden nasıl göründüğünü rahatlıkla kavrayabiliriz.

Gelişmiş endüstriyel ekonomiler için yaygın olarak kullanılan bu “kritik mineraller” veya “kritik hammaddeler” “critical raw materials” (CRM), arzın kesintiye uğrama riskinin bulunduğu stratejik endüstrilerdeki gerekli malzemeler olarak ifadesini buluyor.

Bu noktada, üye ekonomiler için istikrarlı hammadde tedariki sağlamaya çalışan uluslararası bir birliğin olduğunu belirtelim. ‘Maden Güvenliği Ortaklığı’ isimli bu kuruluş, 5 Nisan 2024’te paydaşlar arasında “yeşil ve dijital geçişler” için kritik öneme sahip CRM konusunda iş birliği geliştirmeyi amaçlarken, Mineral Güvenliği Ortaklık Forumu’nu da başlatmış bulunuyor. [1][2][3]

Türkiye’nin 2024 sonlarında, kritik minerallerin güvenliğini sağlamak ve uluslararası iş birliğini güçlendirmek amacıyla Mineral Güvenliği Ortaklığı Forumu’na resmen üye olduğunu görüyoruz. ABD ve Avrupa Birliği öncülüğünde kurulan bu yapı, kritik minerallerin tedarik zincirini çeşitlendirmek ve Çin’in bu alandaki hakimiyetine alternatif oluşturmak amacıyla faaliyet gösteriyor. 15 üyenin bulunduğu ortaklıkta, Türkiye ile birlikte, aralarında Arjantin, Ekvador, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Dominik Cumhuriyeti, Grönland, Kazakistan, Meksika, Namibya, Peru, Filipinler, Sırbistan, Ukrayna, Özbekistan ve Zambiya’nın da bulunduğunu hatırlatalım. [4]

Evet; hükümetler, kritik hammaddeleri, ‘kritik malzemeler’ veya ‘kritik mineraller’ olarak adlandırırken, ekonomileri için de ‘kritik’ bir durumu belirliyorlar. Bu nedenle, ülkeden ülkeye durum değiştiğinden, bu tür hammaddelerin tek bir listesi de bulunmuyor. Bunlar teknoloji açısından ‘kritik elementler’, ‘nadir toprak elementleri’ ve ‘stratejik malzemeler’ olarak sıralanıyor.  

Hükümetlerarası Madencilik, Mineraller, Metaller ve Sürdürülebilir Kalkınma Forumu’na (IGF) göre, kritikliğin üzerinde anlaşmaya varılmış bir tanımı bulunmuyor, bu kavram zamana göre değişirken, ülkeye ve bağlama özgü bir karakter taşıyor. [5]

Ukrayna’da 116 türde 20.000 maden yatağı bulunduğu kaydediliyor. Bunların yüzde 15’inin Rusya’nın 2022’deki işgalinden önce aktif olduğu belirtiliyor. Ukrayna Ekonomi Bakanlığı’na göre, bunlar arasında, AB’nin 2024’te çıkardığı ve bloğun elektrikli araçlar, güneş panelleri, mikroçipler ve diğer stratejik teknolojileri üretmek için gereken malzemeler konusunda Çin gibi jeo-stratejik rakiplerine bağımlılığını en aza indirmeyi amaçlayan Kritik Hammaddeler Yasası (CRMA) kapsamında listelenen 34 ham maddeden 22’si ülkelerinde bulunuyor.

Ukrayna, elektrikli araçlarda kullanılan şarj edilebilir pillerin üretimi için gerekli olan tahmini 500.000 ton kullanılmamış lityuma sahip. Bu miktar Avrupa’daki rezervlerin yaklaşık üçte birine, dünya rezervlerinin ise yüzde 3’üne denk geliyor.

İki büyük saha, Shevchenko Deposit (Donetsk) ve Kruta Balka (Zaporijya), şu anda işgal altında veya çatışma bölgelerinde yer alıyor. [6]

İnsan ve doğa üzerinde yarattığı tahribatlar nedeniyle çevresel baskılar hızla yükseliyor. Döngüsel ekonomi stratejilerinin geliştirilmesine yardımcı olmak amacıyla 61 metalin kaybını tahmin eden bir çalışma, genellikle kıt, teknoloji açısından kritik metallerin kullanım sürelerinin kısa olduğunu gösteriyor. [7]

Temiz enerji üretimi, iletişim ve bilgi işlem gibi birçok ileri mühendislik uygulamalarının da kimyasal elementlerle ve yeni teknolojilerle gerçekleştirildiklerini görüyoruz. [8]

TEKNOLOJİK KRİTİK MİNERALLER NELER? On yedi nadir toprak elementi; seryum, disprosyum, erbiyum, europyum, gadolinyum, holmiyum, lantan, lütesyum, neodim, praseodim, prometyum, samaryum, skandiyum, terbiyum, tulyum, iterbiyum, itriyum. Altı platin grubu element; iridyum, osmiyum, paladyum, platin, rodyum, rutenyum. Ve on iki çeşit diğer elementlerden ise; antimon, berilyum, sezyum, kobalt, galyum, germanyum, indiyum, lityum, niyobyum, tantal, tellür, tungsten olarak sıralanabilir. [9]

Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri, bu minerallerin kendi tedarik zincirlerini oluşturmak ve Çin’e olan bağımlılığı azaltmak, temiz teknoloji endüstrisinin büyük ve devam eden talebinden emin olmak istiyor. Çin’in hem minerallerde hem de temiz teknoloji üretimindeki hakimiyeti elbette tesadüf değil. Bu üstünlük, sektörlerinde kurdukları içsel sinerjiden kaynaklanıyor.

Bugün, politika yapıcılar, yerel mineral çıkarma ve rafinasyon artırma teşviklerini tartışırken, sübvansiyonlardan stoklamaya, izinlerden tedariğe, bu tür müdahalelerle, bu malzemeleri gerçekten kullanabilen ve gelişen bir temiz teknoloji üretim üssü kurmaları gerektiğini de gayet iyi biliyorlar. Bu siyasi ve ekonomik iklimde, temiz enerji ürünlerinde gelişen pazarlar desteklense de temiz teknolojilerde üretim üssünün güçlü bir yerel madencilik ve rafinasyon endüstrisi tarafından da destekleniyor olması gerekiyor. [10]

‘Jeopolitika’ demiştik yazımızın başında; şu Grönland meselesine de bir bakalım o halde. Grönland, adeta ‘dünyanın çatısı’; hatta doğal bir radar istasyonu, bir fırlatma platformu, bir füze kalkanı ve nadir toprak minerallerinden oluşan bir hazine! Peki, ülkenin potansiyeli, böylesine kritikken, Grönland meselesinin altındaki gerçekler neler?

Amerika’nın geleceği için hammadde gerekli: yarı iletkenler, EV bataryalar, savunma sistemleri ve tabii uydu teknolojileri de… Özetle, modern bir süper gücün ihtiyaç duyabileceği her şey… Enerji bağımsızlığı ve stratejik dayanıklılıkların test edildiği günümüz dünyasında, işte bu nedenlerle, ABD ve Çin, -hatta Rusya da dahil buna- bu coğrafyada, bir yarışın içindeler.

ABD’de Cumhuriyetçi görüşe sahip bir bilgi kaynağım, tam da bu noktada oyunun dehşet bir hal alabileceğini savunuyor. Grönland, Kuzey Amerika ile Rusya arasında yer alıyor… Kutup boyunca geçen en düz füze yolu! Çin veya Rusya orada bir yer edinirse, kuzey kalkanlarını kaybetmekten korktuklarını yazıyor. Konu sadece mineral değil anlayacağınız… Hipersonik füze platformları, uydu gözetleme istasyonları, Kuzey Kutup nakliye yolları ve tabii kuzey yarımküredeki stratejik avantajlar da endişeli tartışmaların odağında.

Bu önemli noktada, Çin’in oraları satın almaya başladığını dile getirenler de var. Çinlilerin havaalanları, “araştırma” istasyonları ve madencilik altyapılarının inşası için teklifler verdikleri konuşuluyor. Bölgede kaldıraç olabilecek her şeyi yaptıkları ileri sürülüyor. Çin’in Grönland madenlerini stratejik bir öncelik olarak gördüğü, ikili ekonomik ilişkilerin seyri incelendiğinde de açıkça görülüyor. [+3] Anlaşılan, Çin için bir yumuşak istila modu bu… Ve bunun olmasına izin verdikleri için endişe içinde olduklarını biraz da esprili bir dille aktarıyorlar. Özünde, Grönland onlar için fetih falan değil, bir hayatta kalma mücadele alanı aslında…

Grönland, Danimarka’nın kendi kendini yöneten bir bölgesi ve ABD’liler doğru bir anlaşma ile herkesin kazanmasını amaçladıklarını savunuyorlar. Böylece Grönland özerklik, güvenlik ve altyapı yatırımları alırken, Danimarka ise para kazanacak. Anlayacağınız, ABD, Kuzey Kutbu’nun bu yüksek bölgesini rakiplerin eline geçmeden derhal kurtarmayı çok istiyor. Hatta ABD’li bir meslektaşım, “bu şaka değil, bir gün torunlarınız Nuuk’taki bir Çin uydu kulesinin altında Mandarin öğrenebilir,” şeklinde kaygısını dile getiriyor. [11]

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de Avrupa’nın kritik minerallerde iddialı hedefleri bulunduğunu vurguluyor son beyanatlarında. Avrupa’nın en büyük başarı öykülerinden birinin ‘temiz enerji’ alanında yazıldığını ancak bir adım önde olabilmek için Avrupalı işletmelerin karşılaştığı zorlukların üstesinden gelmeleri gerektiğini hatırlatıyor. [+4] “Yüksek enerji maliyetleri, finansmana erişim, küresel rekabet ve kritik mineraller işte bu nedenlerle Avrupa enerji ajandasının en tepesinde.

Leyen, ‘Temiz Sanayi Anlaşması’nın, Avrupa endüstrileri için büyümenin de itici gücü olacağını hatırlatıyor. İnovasyon Fonu ve Yeni bir Endüstriyel Karbonsuzlaştırma Bankası’nın desteklenmesi için 100 milyar Euro ayrılacağını ifade ediyor. Daha yalın kurallar ve daha hızlı izinler de cabası… Kritik hammaddeleri güvence altına almak için stratejik ortaklıklar ve ticaret anlaşmaları da hemen ardından geliyor. Özetle, Avrupa için temiz teknolojileri sadece iklim hedefleri için değil, Avrupa’nın rekabet gücü, iyi işler ve uzun vadeli refah için de anahtar. [12]

Enerji geçişinde emisyonların azaltılmasında; EV’ler, güneş ve rüzgâr yatırımlarının önemli ölçüde bakır talebini arttırmış olmasından dünyada bir bakır kıtlığı yaşanıyor.

Elektronik, kablolama ve hatta tesisatta kullanılan bu metalin kıtlığı endişe verici bir sorun yaratma potansiyelinde. Bakır binlerce yıldır çıkarılıyor olsa da son 20 yılda bu metale talebin arttığı ve 2020’den bu yana fiyatının neredeyse %75 yükseldiği izleniyor. Ayrıca enerji dönüşüm yolculuğunda elektrifikasyon yatırımlarının geleceği için de stratejik bir metal.

Bakırın geri dönüştürülebilir olması, tedariğini belirli ölçüde kolaylaştırıyor olsa da yeterli olmadığı da açık. ABD’deki bakır arzının yalnızca üçte birinin geri dönüştürülmüş malzemeden elde edildiği, tüketilen bakırın yarısının halihazırda Kanada ve Meksika gibi ülkelerden ithal edildiği gözleniyor.

Özetle, Alüminyum ve çelik gibi bakır da Beyaz Saray’ın ticaret savaşları listesinde yerini almış durumda. Trump’ın, Kanada’dan yapılan bakır ithalatına bir soruşturma emri verdiğini hatırlatabiliriz. ABD Ticaret Bakanı Howard Lutnick, Trump’ın Kanada’dan gelecek çeliğe ve alüminyuma uygulanan vergiye, bakırı da dahil edeceğini Şubat 2025’de duyurmuştu.

Diğer geçiş minerallerinden bazılarına, özellikle lityum, nikel, kobalt ve manganez gibi pil metallerini etkileyen sorunlara da odaklanmakta fayda var:

Fiyatlandırma düzeltmeleri: IEA kaynakları, arz ve talep faktörlerine bağlı olarak, lityum spot fiyatlarının %75; nikel, kobalt, manganez ve grafit gibi diğer önemli malzemelerin ise %30-45 oranında fiyatlarının düştüğünü gösteriyor.

Hızla gelişen lityum iyon pil kimyası: Şirketler nikel ve kobalt bağımlılığını azaltmayı hedeflediğinden, EV (Elektrikli Vasıtalar) pil kimyaları son birkaç yılda hızlı bir değişim geçiriyor.

Birkaç çeşit lityum iyon kimyası bulunduğundan, son zamanlarda Çin’in şu anda EV pillerin %80 pazar payını oluşturan nikel manganez kobalttan (NMC) LFP’ye (lityum demir fosfat) geçişe hâkim olduğu görülüyor.

Yeni nesil kimyaların büyümesi: Son yıllarda, sodyum iyon piller, daha ucuz girdiler, “drop-in” üretim ve LFP’ninkine yakın performans iyileştirmeleri nedeniyle yenilenen bir ilgi ve yatırımla karşı karşıyalar.

Tedarik zinciri ve yatırım etkileri: Fiyat oynaklığı ve hızla gelişen pil kimyası, pil minerallerinin madenciliğine ve işlenmesine yatırım yapmak için risk oluşturuyor. Madencilik şirketleri ve yatırımcıları bu alanda 20 yıllık bir ufuk aradıklarının altını çiziyorlar. Düşük fiyatlar ve talep belirsizliği bu nedenle yatırımı caydırabiliyor.

Ülkeler tedarik zincirlerini çeşitlendirip güvence altına almaya odaklanırken, jeopolitik gelişmelerin pil kimyasını nasıl dönüştüreceğini de merakla takip ediyorlar… [13]

Süper güçler, enerji dönüşümü için kritik mineralleri güvence altına almaya çabalarken, göz ardı edilen bir jeopolitik gerçeklik de sessizce beliriyor; savaştan harap olmuş ülkelere, mineral erişimiyle ilgili çeşitli şartlar içeren barış anlaşmaları ve yeniden yapılanma fonları teklif ediliyor. Bu kapalı kapılar ardında tartışılsa da etkilerinin küresel olması bekleniyor.

Bu çerçevede, Küresel Güney de süregiden tartışmalarda öne çıkıyor.

Ukrayna’ya bakıldığında, yeniden yapılanma çabalarını çevreleyen fısıltılar arasında, yeniden yapılanma desteği karşılığında ülkenin geniş titanyum, lityum ve nadir toprak rezervlerine ayrıcalıklı erişim elde edileceği yolunda bir beklenti hâkim. Oyun planı açık: yardım sadece insani veya politik değil; somut bir ekonomik konumlandırmaya da sahip.

Bundan da öte; Afrika, Latin Amerika ve Güneydoğu Asya’daki kaynak zengini pek çok ülkenin, sırada kendilerinin olduğunu fark etmeden bu oyunun bir parçası oldukları gözleniyor.

Kritik mineraller; kobalt, lityum, grafit, nadir toprak elementleri…

Bunlar elektrikli araçların, yarı iletkenlerin ve yenilenebilir enerji altyapısının can damarları. Ve bunlar çoğunlukla tarihsel olarak küresel endüstriyel sistemden faydalanmamış ülkelerde çıkıyor; bu ülkelerin eşit ortak muamelesi görmedikleri de açık. Bu ülkelere uzun vadeli ulusal kalkınmadan ziyade, anında erişimi önceliklendiren ekstraktif tekliflerle yaklaşıldığı görülüyor. Ukrayna örneği aslında bir istisna değil, bir ön izleme olarak tanımlanıyor.

Temiz teknolojiler geleceğin anahtarlarını elinde tutsa da mineral açısından zengin devletler yüksek risklerle savunmasız bırakılıyorlar: Nasıl mı?

Parçalanma riski: İş birliği yapmak yerine birbirleriyle rekabet etmeleri sağlanarak.

Politika boşlukları: Zayıf veya var olmayan yerel zenginleştirme gereksinimleri var edilerek…

Kısa Vadeli Anlaşmalar: Tek seferlik gelir enjeksiyonları için değerden vazgeçilerek.

(Bu, ucuz erişim ve jeopolitik kaldıraç arayan ulusların ve şirketlerin işine yarıyor.)

Risk: Yeşil ambalajın yeni bir kaynak bağımlılık biçimi olarak belirlenmesi.

Küresel Güney’de mineral açısından zengin ülkeler arasında çok taraflı bir anlaşma hayal edildiğinde ise:

– İhracattan önce asgari katma değer gereklilikleri belirlenir.

– Bölgesel rafineri ve işleme merkezleri kurulur.

– Teknoloji, uzmanlık ve fiyat istihbaratı paylaşılır.

– İthalatçı ülkeler ve şirketlerle bir blok olarak pazarlık yapılır.

– Yeni bir ortaklık modeli talep edilir: minerallerin çıkarımı değil, ortak yatırım talep edilir.

– Bu tabii korumacılıkla ilgili değil, ekonomik öz saygıyla ilgili olduğu tartışılıyor.

Küresel Güney’in sadece temiz enerji geçişinin deposu değil, ekonomik geleceğin de eşit bir mimarı olabilmesi için angajman kurallarının yeniden yazılması bekleniyor.

Sonunda; bir sonraki “ticaret şartları” çatışma bölgelerinde, açık deniz müzakere masalarında ve özel yatırım zirvelerinde sessizce belirleniyor. Kaynak sahibi ülkelerin sadece izinlerle değil, bir anlaşmayla ortaya çıkıp hazır olmalarının yüksek önemde olduğu tartışılıyor.

Çünkü koordineli bir kaldıraç olmadan, mineralleri egemenliğe dönüştürme fırsatının olmayacağı açıkça kabul ediliyor.

Peki, neler oluyor? Bir paradigma değişimi mi yaşanıyor? Evet. Peki, bu nasıl yönetiliyor? Aciliyetler, yatırım ve beklenmedik reaksiyonlarla —müttefikler arasında, hükümet ve endüstri arasında ve tüm değer zinciri boyunca bu geçiş gerçekleşiyor. Soru, buna öncülük edecek kadar hızlı ve başarılı bir temelin inşa edilip edilemeyeceğinde? [14]

Trump, kritik mineral tedarik zincirlerini güvence altına almanın Amerikan endüstriyel tabanını yeniden inşa etmek için elzem olduğuna ve kritik mineral kıtlıklarının yakın olduğuna inanıyor.

Kritik mineral üretimi, ekonomi için hayati öneme sahip, çünkü inovasyonu teşvik ediyor, iş yaratıyor, ticareti destekliyor ve genel olarak bir ülkenin genel ekonomik büyümesine ve istikrarına önemli katkılarda bulunuyor.

Görünen o ki enerji, ham maddeler ve güçlü bir endüstriyel taban, bilgi ve hizmete dayalı ekonomilerin üzerine inşa edildiği ekonomik temel haline gelmiş bulunuyor. Dünyadaki kişi başına düşen GSYİH’si en yüksek ülkelerin bazılarında önemli üretim üsleri bulunuyor. Hem İsviçre’de hem de Singapur’da bu oran ~%18 iken, İngiltere’de ~%8 ve ABD’de ~%10’dur. Çin, ekonomisinin yüzdesi olarak ~%26 ile en yüksek üretim seviyesine sahip ve küresel üretim değer zincirinin %30’unu ele geçirdikleri tahmin ediliyor. Güçlü bir üretim üssünün ise rekabet avantajı yaratması bekleniyor.

Trump yönetimi, sanayisizleşmenin Amerikan hegemonyası için varoluşsal bir tehdit oluşturduğuna ve ABD ekonomisine zarar veren ciddi ticari dengesizliklere yol açtığına dikkat çekiyor. Ucuz işgücünün bir yatıştırıcı olduğuna ve üretimi ucuz işgücü ekonomilerine devreden ve göç yoluyla ucuz işgücü ithal eden Batı ekonomilerinin inovasyon ve üretkenliğinin durgunlaştığına ve ticari dengesizliklerin de artacağına işaret ediyor. Tersine, üretimi benimseyen ülkelerin değer zincirinin daha fazlasını ele geçirdiği ve rekabetçi, dinamik ve yenilikçi ekonomiler geliştirdikleri vurgulanıyor.

Çin buna bir örnek olarak gösteriliyor. 30 yıl önce madenciliği ve enerji üretimini teşvik ettiler, mineralleri ve enerjisi olan ülkelerle ilişkiler kurdular ve yatırım yaptılar ve yeni üretim üslerini beslemek için rafineriler inşa ettiler. Bugün neredeyse tüm endüstrilerde tüm değer zincirini tasarlıyor ve inşa ediyorlar. Ucuz atölyelerde başlamış olabilirler, şimdi EV ve AI teknolojisinde küresel lider konumundalar. Son 30 yılda GSYİH açısından dünyada 6. sıradan 2. sıraya yükselen Çin, nominal olarak ~735 milyar dolardan ~18 trilyon dolara çıktı ve kişi başına düşen GSYİH’leri ~350 dolardan ~12.000 dolara yükseldi.

Şimdi bulmacanın ikinci kısmına, yaklaşan kıtlıklara odaklanalım. Bu, Dünya Bankası’na göre 2050 yılına kadar metal minerallerine yönelik toplam öngörülen talepten ibaret.

SONUÇTA; Önümüzdeki 25 yıl boyunca, küresel ekonomik kalkınmanın mevcut hızını koruyabilmesi için çıkarılan kritik mineral miktarının yaklaşık iki katına ulaşması bekleniyor. 2050 yılına kadar net sıfıra geçiş, kritik mineral madenciliği miktarını dört katına ulaştırması bekleniyor. Pil minerali talebi toplamda yaklaşık %500 artacak. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), 2050 yılına kadar net sıfır senaryosuna göre, küresel olarak net sıfıra ulaşmak için 2040 yılında bugünden altı kat daha fazla enerji geçiş minerali girdisi gerekeceğini tahmin ediyor. OECD IEA verilerine dayanan projeksiyonlar, 2050 yılına kadar tek başına lityum talebinin %1500’ün üzerinde artabileceğini gösteriyor. Bazı enerji geçiş minerallerine olan talep ise 2-3 kat artarken, lityum gibi bazı özel metaller talep açısından 10 kata ulaşması bekleniyor. Bakır talebinin ise iki katına çıkması…

ABD Başkanı Donald Trump, 2 Nisan 2025’te Washington, D.C.’de, Beyaz Saray’daki Gül Bahçesi’nde oturup, karşılıklı tarifeler hakkında açıklamalar yaparken elinde o meşhur tarife tablosunu tutuyor ve ABD müttefik ve rakiplerine kafa tutarak uygulanan tarifeleri duyurdu. O gün ABD’nin “kurtuluş günü” ilan edilmişti ama ne gündü! Trump Yönetimi’nin 2 Nisan’da duyurduğu bu kapsamlı tarifeler, küresel piyasalarda tüketiciler ve endüstriler üzerinde şok etkisi yarattı; yankıları öyle büyük oldu ki Çin hariç, diğer ülkelere yüzde 10 dışında ek tarifeler üç ay süreyle kaldırıldı. Başkan Donald Trump’ın tarifelerin yerel üretimi artıracağı iddiasına rağmen, temiz enerji söz konusu olduğunda tarifelerin yurtdışından tedarik edilen ürünlerin maliyetlerini artırması ve küresel tedarik zincirinde yeni dengelerin kurulması bekleneceği için belirsizliğe girdi.

Johns Hopkins Üniversitesi’nde doçent ve Net Zero Endüstriyel Politika Laboratuvarı’nın eş direktörü olan Bentley Allan, “Sadece ABD’de inşa etmek istediğimiz piller, güneş panelleri ve rüzgâr türbinleri için, uluslararası parçalara, bileşenlere ve malzemelere ihtiyacımız olacak,” diyor. “Bunlar, iklim hedeflerine ulaşmak için ihtiyaç duyduğumuz zaman ölçeklerinde kendimiz üretmeye başlayabileceğimiz malzemeler veya bileşenler değil…” [15] [16]

[1] Madencilik, Mineraller, Metaller ve Sürdürülebilir Kalkınma Hükümetlerarası Forumu (Mayıs 2024). Mineralleri ve Metalleri “Kritik” Yapan Nedir? Hükümetler için dayanıklı tedarik zincirleri oluşturma konusunda pratik bir kılavuz (PDF) (Rapor). Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü.

[2] “Maden Güvenlik Ortaklığı MEDYA NOTU”. ABD Dışişleri Bakanlığı. 14 Haziran 2022. 14 Haziran 2022 tarihinde kaynağından arşivlendi. 5 Mayıs 2023 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 5 Mayıs 2023.

[3] EU and partners launch Minerals Security Partnership Forum

[4] Türkiye, Mineral Güvenliği Ortaklığı Forumu’na katılacak, AA  28.09.2024,

[5] https://www.igfmining.org/wp-content/uploads/2022/11/critical-minerals-primer-en-WEB.pdf

[6] Ukrayna hangi kritik ham madde ve nadir toprak elementlerine sahip? | Euronews

[7] “Yeni yaşam döngüsü değerlendirme çalışması, teknoloji açısından kritik metallerin kullanım ömrünün kısa olduğunu gösteriyor”Bayreuth Üniversitesi. Erişim tarihi: 23 Haziran 2022.

[8] APS (Amerikan Fizik Derneği) ve MRS (Malzeme Araştırma Derneği) (2011). Enerji Açısından Kritik Unsurlar: Gelişmekte Olan Teknolojiler için Malzemelerin Güvenliğini Sağlama (PDF). Washington, D.C.: APS.

[9] Cobelo-García, A.; Filella, M.; Croot, P.; Frazzoli, C.; Du Laing, G.; Ospina-Alvarez, N.; Rauch, S.; Salaun, P.; Schäfer, J. (2015). “COST action TD1407: network on technology-critical elements (NOTICE)—from environmental processes to human health threats”

[10] Clean energy manufacturing is the path to mineral security – Cipher News By Milo McBride, Carnegie Endownment for International Peace, 07.03.2025

[11] “Why the United states must Acquire Greenland before China or Russia” Görüş, 09.04.2025; Mars Lewis, Independent Jounalist

[12] Ursula Vonder Leyen, Kamuoyu Açıklaması, 09.04.2025; Linkedin

[13] FT Küresel Emtia Zirvesi 2025, Tedarik Zinciri ve Yatırım Etkileri & Linkedin: Critical Minerals

[14] The Real Tariff War is on Innovation, Görüş Linkedin, Sebastião Nogueira Founder & President, Lweki

[15] https://trumpwhitehouse.archives.gov/presidential-actions/executive-order-addressing-threat-domestic-supply-chain-reliance-critical-minerals-foreign-adversaries/

[16] Kirsten Hund, Daniele La Porta, Thao P. Fabregas, Tim Laing, John Drexhage, Minerals for Climate Action: The Mineral Intensity of the Clean Energy Transition, 2020, World Bank Publications


Enerji Piyasası İzleme ve Derecelendirme Ajansı (EPİDA) sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.